Pazartesi günlerinden, trafik sıkışıklığından ya da brokoliden kolayca nefret edebiliyoruz. Bazı kişilerden ve gruplardan da. Sahi, nedir nefret? Tiksinme, kızgınlık, öfke gibi duygulardan nerede ayrılır? Nefreti analiz etmek neden önemli?

“Senden nefret ediyorum” ile “Senden hoşlanmıyorum”, “Sana kızgınım” ifadelerini birbirinden farklı kılan nedir? Nefret, ortaya çıkması ve sonuçları açısından diğer olumsuz duygulardan nasıl ayrılıyor?

Amsterdam Vrije Üniversitesi’nde, Deneysel ve Uygulamalı Psikoloji bölümünden Cristhian A Martínez, Psyche’de yayımlanan yazısında, nefretin öfke, hor görme ve tiksinme gibi olumsuz duygularla benzerliklerini, farklılıklarını araştırmalar ışığında açıklıyor.

Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:

“Dürüst bir çalışan olan John’un bağnaz ve kadınları taciz eden bir iş arkadaşı vardı. John, ilk etkileşimlerinden itibaren iş arkadaşının uygunsuz şakalar yapmasından rahatsızlık duyuyordu. Bir süre önce ‘fazladan para kazanmak’ için şirketlerinden çalma teklifini reddetmesinin ardından John’a, ‘çok aptalsın’ demişti. John, daha önce kimseden nefret ettiğini açıkça kabul etmemişti, ama şöyle düşünüyordu: Bu adam toplumumuzda en kötüyü temsil ediyor; umarım başına kötü bir şey gelir ve gider, ondan nefret ediyorum.

John gibi birinin, iş arkadaşından hoşlanmaması ya da onu hor görmesi yerine ondan nefret ettiğini söylemesi ne anlama gelir?

İnsanlar günlük yaşamlarında her türlü şeyden ‘nefret ettiklerini’ ileri sürerler. Drama, trafik sıkışıklığı, matematik, brokoli, pazartesi günleri, bu tür şeylere örnek olabilir. Ancak kendilerine diğer insanlar, özellikle belirli kişiler ve gruplar hakkında soru sorulursa, nefret duyguları genellikle o kadar kolay açığa çıkmaz. Nefret ağır bir meseledir. İnsanlar, önyargıyı, terörizmi veya soykırımı anlamaya çalışırken, nefretin bunların birincil sebeplerinden biri olduğunu düşünmeden edemezler.

Nefret nedir?

Hâlihazırda bilim insanları arasında nefretin doğası hakkında bir fikir birliği bulunmuyor. Nefret, yaygın olarak bir duygu olmasının yanında bir tutum veya his olarak da tanımlanıyor. Bazı akademisyenler nefretin, öfkenin ya da hoşlanmamanın aşırı bir versiyonu olduğunu düşünüyor. Bazıları nefreti öfke, hor görme ve tiksinme gibi duyguların bir karışımı olarak tanımlıyor; bazıları da farklı ve benzersiz bir duygu olarak görüyor. Teoriler ayrıca nefretin öncülleri, tetikleyicileri, işlevleri ve davranışsal sonuçlarına ilişkin açıklamalarında da farklılık gösteriyor. Yine de insanlar nefret söylemi, nefret suçu veya nefret karşıtı kampanyalar hakkında kendinden emin bir şekilde konuşuyor.

Nefretin yoğun ve kalıcı olduğunu ve hedeflerinin de özünde kötü ve tehdit edici olduğu görüşüne dayandığını biliyoruz. Örneğin Hutular, 1994 Ruanda soykırımında Tutsileri katlettiklerinde, nefretleri, Tutsilerin özünde kötü olduğu ve ortadan kaldırılması gerektiği algısına dayanıyordu. Ku Klux Klan ve diğer aşırılık yanlısı gruplarda vücut bulan nefret, genellikle on yıllar veya daha uzun süre geriye giderek nesilleri aşar ve bazen yeni bir tetikleyici bulana kadar uyur vaziyette kalır. İnsanların aile fertleri, arkadaşlar veya sevgilileri gibi yakınlarından nefret edebileceğini de biliyoruz.

Yine de nefret üzerine çalışmanın metodolojik anlamda zorluğu ve araştırma etik kurullarının katılımcılarında nefret duygularını uyandırmaktan pek de memnun olmaması nedeniyle nefretin ayırt edici özelliklerini inceleyen deneysel araştırmalar açısından eksiklik söz konusudur. Bu yüzden, Amsterdam Vrije Üniversitesi’nden Jan-Willem van Prooijen ve Paul van Lange ile bir dizi çalışma yürüterek nefret duygusunun hoşlanmama, öfke, hor görme ve tiksinme duygusundan nasıl farklılaştığını araştırdık.

Katılımcılardan, bir kişi ya da gruba karşı bu olumsuz duyguların her birini hissetme deneyimlerini anonim olarak tanımlamalarını istedik. Her deneyimin duygusal yoğunluğunu ve süresini, kişiyi veya grubu ne kadar tehdit edici olarak algıladıklarını ve deneyimin diğer boyutlarını değerlendirdiler. Çoğu insan nefret ettiği kişileri ve grupları, genellikle de katartik bir ayrıntı düzeyinde açıkça tanımladılar. Bu da insanların, yaşamlarındaki nefret tecrübesinin tahmin edebileceğimizden daha sık olduğunu düşündürdü.

Temel bulgumuz, farklı boyutlar açısından nefretin, hoşlanmama ve öfkeden en fazla, hor görmeden biraz daha az ve tiksinmeden en az ayrıştığıydı. Örneğin, hoşlanmama, öfke veya hor görme (ama tiksinme değil) ile karşılaştırıldığında, katılımcılar nefret deneyimlerini daha yoğun olarak değerlendirdiler. Belirli kişilere yönelik hoşlanmama veya öfke ile karşılaştırıldığında nefret deneyimlerini daha kalıcı olarak değerlendirmişler, nefret edilen kişileri toplum için daha tehditkâr olarak algılamışlardı ve onlarla yüzleşme, onlara zarar verme veya onları incitme gibi davranışlarda bulunmaya daha eğilimliydiler. (…) Bu bulgular nefretin ayrı bir his olduğunu, ancak diğer duygularla, özellikle hor görme ve tiksinme ile bazı özellikleri paylaştığını gösteriyor. Peki, nefret ve diğer olumsuz duygular arasındaki bu farklılıklar nasıl açıklanabilir?”

Yazar, yanıtın kısmen her bir duygunun gelişme nedenlerinde ve insanların bu duyguların hedeflerini görme tarzlarında yatıyor olabileceğini söylüyor:

“Olumsuz duyguların, kişilerin farklı tehditlerle başa çıkmak için fizyolojik, bilişsel ve davranışsal sistemlerini eşgüdümlü hale getirmelerine yardımcı olan, amaca yönelik mekanizmalar olarak geliştiği düşünülüyor. Hoşlanmama, insanların tercihlerini yönlendiren geniş bir olumsuz duygu halidir. İnsanlar birinden hoşlanmadığında, bu mutlaka o kişiye zarar vermek istedikleri anlamına gelmez. Bunun yerine, yanlarında olmamayı tercih ederler. Nefret de olumsuz bir duygu halidir ancak, kişinin diğer kişiyi hayatından tamamen çıkarmak istediğine (iş arkadaşının ortadan kaybolmasını isteyen John örneğinde olduğu gibi) ve bunu yapmak için adımlar atmaya istekli olabileceğine işaret eder.

Hedeflerden kurtulma amacı

Nefreti öfke, hor görme ve tiksinme ile karşılaştırdığımızda, farklılıklar biraz daha incedir. Biri uygunsuz davrandığında insanlar sinirlenir ve öfke, kısa vadede bu kişinin davranışını değiştirmeye yöneliktir. (…) Ancak, öfkeden farklı olarak nefret, hedeflerin davranışlarına değil, kendilerine (yani, kim oldukları veya neyi temsil ettiklerine) odaklanır. Bu nedenle nefretin amacı, hedefin davranışlarını değiştirmek değil, esasen kötü ve değişmez oldukları algısına dayanarak hedeflerden kurtulmaktır. İnsanların, nefreti, istenmeyen davranışlar sona erdiğinde nispeten hızlı bir şekilde kaybolan öfkeden daha uzun süre tecrübe etme eğiliminde olmasının bir nedeni de muhtemelen budur.

Hor görme ve tiksinme, tıpkı nefret gibi, bir kişinin ya da grubun eğilimine odaklanır. Hor görme, başkalarına ‘tepeden bakmak’ veya onları aşağı görmekten ileri gelir. Amaç, bu kişileri küçümsemek ve dışlamaktır. İnsanlar başkalarını ahlaksız veya istenmeyen kişi olarak değerlendirdiğinde tiksinme kendini gösterir. Amaç, bu kişilerden kaçınmak veya uzaklaşmaktır. Nefret duyduklarında ise tüm bunlar geçerli olabilse de hedefler sadece aşağı, ahlaksız veya istenmeyen olarak algılanmaz. Bu kişilerde sadece dışlama ve kaçınmadan daha güçlü bir tepkiyi harekete geçiren, fiziksel veya sembolik olarak ortadan kaldırmayı (örneğin, gruplar arası nefret durumunda bir grubun sembollerini ortadan kaldırmak gibi) isteme noktasına varan başka bir şey vardır.

Peki, insanlar nefretlerinin hedeflerinde bu kadar tehdit edici ne görüyorlar? Bir dizi çalışmada nefretin, insanların kaynaklarına ve hedeflerine yönelik tehditler tarafından mı, yoksa değerlerine ve dünya görüşlerine yönelik tehditler tarafından mı tetiklendiğini test ettik. Katılımcıların, isteyerek düşük, uyuşturucuların yasallaştırılması veya eşcinsel evlilik gibi konularda kendi görüşlerinin aksini savunan kişilere, hedeflerini engelleyen ve ödüllerini kaybetmelerine neden olan kişilere göre çok daha fazla nefret ifade ettiklerini tespit ettik. Bu, insanların nefretin hedefleri konusunda özellikle itici bulduklarının en azından bir kısmının, bu kişilerin veya grupların adil, asil ve doğru olduğuna inandıklarının ya da iyi bir hayat ya da iyi bir toplum hakkındaki fikirlerinin tersini destekledikleri algısı olduğunu gösteriyor olabilir. (…)”

Temel inançlarda anlaşmazlık

Yazar, insanların birinin belli yönlerinden hoşlanmayabileceğini veya davranışlarına geçici olarak kızabileceğini, ancak nefretin temel ahlaki inançlarda asli ve tartışılmaz anlaşmazlıklarla ilgili olduğunu vurguluyor:

“Bu anlaşmazlıklar, insanlar hor görme ve tiksinme gibi duygular hissettiklerinde bir dereceye kadar mevcut olabilir. Nefret duyduklarında ise bu ahlaki farklılıklar, insanların kim olduklarına dair değerler ve inançlarının önemine bağlı olarak kişisel tehdit olarak alınabilir. Bu, yüksek bir duygusal deneyimi körükleyebilir ve kişileri hedeflerinden kaçınmak yerine onlara saldırmaya hazırlayabilir.

Nefretin ne anlama geldiği ve dinamiklerinin ne olduğu konusunda net bir fikre sahip olmak, onu tanımlamak ve ona karşılık vermek için çok önemlidir. Örneğin, kimlik tehditlerinden veya belirli grupların sözde kötü karakterlerinden menfaat sağlayan siyasi ideolojiler, takipçilerine öfkeden çok daha fazlasını aşılıyor olabilir ki bu da uzun vadeli saldırganlığın tohumlarını eker ve sosyal bölünmeyi artırır. Bunun bilincinde olan politikacılar, nefret uyandıran anlatıların yayılmasıyla mücadele ve vatandaşlar arasında farkındalık yaratmak üzere daha fazla çaba gösterebilir. Nefretin daha net bir şekilde kavramsallaştırılması, yasal tedbirler veya nefret karşıtı girişimlere araçlar sağlayarak nefret söylemi veya nefret suçu gibi kavramların daha iyi anlaşılmasına da katkıda bulunabilir.”

Bir Cevap Yazın