Çocukları koruma içgüdüsü ile başarısız olmalarını engellemeye çalışmak iyi bir fikir gibi gelir. Ancak helikopter aile olarak tanımlanan yani çocuklarının etrafında pervane olan ailelerin bu koruma görevinde çok ileriye gittiği de kabul edilmelidir. Bu iyi niyetli anne-babalar ayakkabı bağcığı bağlamaktan, ev ödevi yapmaya kadar uzanan zor ya da sinir bozucu işleri genellikle çocuklarının yerine üstlenmektedir. Yanıltıcı bir varsayım olarak herkesin etrafında kendilerinde olduğu gibi kurtarıcı bir takımın olduğu düşüncesi ile gelişen beyinler için, başarısız olarak tabir edilen kişileri ve bunun altındaki nedenleri anlamak kolay olmayacaktır..

Mükemmeliyetçiliğin her şey olarak kabul edildiği bir toplumda, çoğumuz işte, okulda ve hatta evde ne pahasına olursa olsun hata yapmaktan kaçınmaya zorlanabiliriz. İnsanlar, kendileri de dahil olmak üzere her şeyin mükemmel olması gerektiği şeklindeki bu çağdaş görüşü içselleştirmiş görünüyor. Oysa ki Silikon Vadisi’nin resmi olmayan bir sloganı vardır: “Başarısız ol”. Örneğin Facebook’un ofisinde üzerinde “Çabuk Başarısız Ol” yazan posterler bulunur. Çalışanlar daha “sık” başarısız olmaları için adeta teşvik edilir. Hatta “FailCon” isminde dünya çapında düzenlenen bir başarısızlık konferans bile vardır.

Onca parlak zekanın bulunduğu bir ortamda başarısızlık, başarıya giden yolda bir adım olarak görülür. Oysa ki bizler özel ve çalışma hayatımızda bu nedenle başarısız olarak anılmaktan rahatsızlık duyarız. Üstelik kendimizin başarısız olmaya tahammülümüz olmadığı gibi, başarısız olma korkusunu bizden sonra gelen nesillere de itina ile aktarırız.

Tam Olarak Ne Kadar Başarısız Olmak Gerekir?

Hepimiz yaptığımız her şeyde hemen başarılı olmayı çok istesek de, basit gerçek şu ki bu mümkün değil. Yine de başarısızlık tamamen kötü değildir ve genellikle yeni bir beceri veya bilgi öğrenmek için harika bir motive edici ve temel bileşen olarak çalışır. Öyleyse, öğrenmeyi kolaylaştırmak için mükemmel başarısızlık miktarı nedir? Yeni bir araştırmaya cevap bütünün %15’i biçiminde. Bulguları yorumlamanın başka bir yolu da, zamanın %85’inde belirli bir konu hakkında doğru cevaplar verdiğimizde öğrenmemiz tam olarak optimize oluyor. Ne demek istediğimizi anlamadıysanız hemen açıklayalım.

Eğitimciler ve bilim insanları, uzun zamandır öğrenme ve başarısızlık söz konusu olduğunda bir tür sınır olduğuna inanıyorlardı. Sonuçta, bizi hiç zorlamayan basit bir görev, gerçek bir öğrenmeyle sonuçlanmaz. Aynı şekilde, görev çok zor olduğunda da, tamamen başarısız olacağımızdan korktuğumuz için kolayca pes ederiz. Peki sınır nerededir? Nature Communications dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, %15 oranında başarısızlık ideal bir sınır. Bu sayı bir şeyin çok kolay olduğunu veya çok zor olduğunu düşünmek arasındaki en uygun noktadır.

Araştırmacılar “% 85 kuralı” hipotezini çeşitli makine öğrenimi deneyleri yaptıktan sonra formüle ettiler. Bu deneylerde bilgisayarlara farklı desenleri tanımlayıp belirli kategorilere ayırmak veya tek ile çift sayılar arasındaki farkı tanımak gibi basit işlerin nasıl yapılacağı öğretildi. Bilgisayarlar, görevleri %85 doğrulukla yanıtladıklarında en verimli şekilde öğrenebildiler. Araştırma ekibi, bilgisayarların yanı sıra, hayvan öğrenimine odaklanan önceki araştırmaları da analiz etti. % 85 kuralının büyük ölçüde hayvanlar için de geçerli olduğunu keşfetti. Çalışmanın yazarları, bulgularının özellikle algısal öğrenme veya yavaş yavaş beceri kazanma yoluyla öğrenme süreci ile ilgili olduğunu söylüyor. Bu kolay ile zor arasında bir sınır gibi duruyor.

Bu Sonuçlardan Ne Anlamamalıyız?

Bir kişiye bir konuyu öğretmeye çalıştığınızı düşünün. Hep kolay örnekler verirseniz her zaman başarılı olacaktır. Bu durumda yeni bir şey öğrenmeyecektir. Aynı şey her zaman zor örnekler verilmesi durumunda da geçerlidir. Bu durumda ideal olan arada bir yerde örnekler vermektir. Bu durumda kişi hatalarından daha etkili bir biçimde öğrenecektir.

Ancak araştırmacılar bir uyarıda da bulunuyorlar. Bu sonuç gelecekteki sınavlarımızda hepimizin yüzde 85’lik bir not almayı hedeflemesi gerektiği anlamına gelmiyor. Sonuçta çalışma net bir şekilde doğru ve yanlış yanıtları olan problemlere odaklanarak yapıldı. Ancak eğitim hayatında bir çok problemin cevabı net değil daha karışıktır. Bununla birlikte, çalışmanın yazarları, araştırmalarının hem eğitimciler hem de öğrenciler için faydalı olabileceğini düşünüyor.

Bu durumun, bilgisayar algoritmaları dışında, daha geniş ölçüde eğitim alanında nasıl geçerli olduğunun anlaşılması için elbette daha fazla araştırma gerekecek. Fakat şimdilik bu bilgiler bize şunu söylüyor. Öğrenmemiz gereken konu çok kolay olursa sıkılırız. Yani tamamen başarısız olursak aslında öğrenmiş sayılmayız. Aynı biçimde çok zor olursa da pes etme eğilimi gösteriliriz. Toptan başarısızlığı hiçbirimiz kabul etmeyiz. Başarılı olmak ve de başarısız olmak arasında bir sınır vardır. Bu sınırda şimdilik %15 başarısızlık gibi gözükmektedir.

Bir Cevap Yazın