GELİŞİM

Mutlu evliliklerin düşmanları

Evlilik süreleri ve dinamikleri geçmişe göre daha farklı. Eskiden evlilikler ömürlük sayılırken artık “anlaşamazsak ayrılırız” anlamındaki cümleleri duymaya başladık. Boşanma oranları artarken evlenme oranları da azalmakta.

Kimilerine göre bunun sebebi tüketim kültürünün etkisi, kimine göre fedakârlığın ve tahammülün sadece eski insanlara ait olması. Ancak ne fedakârlık güzellemeleri ne de tahammülsüzlük tek başına modern zaman evlilik ve boşanmalarını açıklayabilir.

Evlilik dinamiklerinin değişmesinin en önemli nedeni

Evlilik dinamiklerinin değişmesinin en önemli sebeplerinden biri kadının iş hayatına girmesi, ekonomik özgürlüğünü kazanması diyebiliriz. Kadının iş hayatına katılımıyla aile içi roller yeniden düzenlenince eşler arası dinamikler değişti.

Örneğin, Zeliha eskiden ev işleri ile ilgilenip çocuk bakımını tamamen üstlenmişken, eşi Faruk işe gidip eve ekmek getirendi. Zeliha ve Faruk problemler yaşadığında Zeliha’nın evi kendi başına geçindirecek bir kazancı yoktu ve bu durumda yaşadığı zorlukları sineye çekerek evliliklerini sürdürmeye mecbur kalıyordu. Şimdi ise evliliğe devam etme kararı paraya değil aradaki uyum ve iletişime bağlı.

Ekonomik özgürlüğe ek olarak hukuki haklara erişimin ve toplumun boşanmaya bakışının değişmesi de boşanma oranlarının artma sebepleri olarak değerlendirilebilir. Eskiden boşanma davaları öteleniyor, anlaşmalı boşanmalar bile aylar sürebiliyordu. Şimdi ise mahkemelerin genel tavrı özellikle de çocukların daha istikrarlı ve huzurlu bir ortama bir an evvel kavuşabilmeleri için hızlı karar vermek şeklinde diyebiliriz.

Boşanmış ailelerin çocukları illa sorunlu mu?

Kimileri boşanmanın kolaylaşmasını şiddetle eleştirip, “parçalanmış aile”lerin çocukları ve toplumu kötü etkileyeceği görüşünde. Ancak sanılanın aksine boşanma oranlarının artması aile yapısının çökmesi ya da çocuk gelişiminin kötüye gitmesi anlamına gelmiyor.

Son yıllarda yapılan araştırmalara göre, mutsuz evliliklerin uzun sürelerce devam etmesi ve anne baba arasındaki çatışmaya çocukların maruz kalması boşanmalardan daha olumsuz sonuçlara yol açıyor. Yani aile yapısının ve çocuk gelişiminin en önemli kıstası aile içi huzur ve bazen huzurlu boşanmalar mutsuz evliliklerden yeğdir diyebiliriz.

Mutlu evliliklerin sırrı

Peki, mutlu evliliklerin ve uzun ömürlü ilişkilerin formülü nedir? Sağlam ilişkiler için çiftlerin sağlıklı bir iletişime, çözüm-odaklı bir yaklaşıma ve karşılıklı hoşgörüye ihtiyaçları var.

Sağlıklı iletişimin altın kuralı ise karşındakini dinlemek ve anlamaya açık olmak. Bizim toplumumuzda genel olarak çalışmamız gereken yerlerden biri de bu aslında. Karşımızdaki konuşurken biz kendi cevabımızı düşünüyor ya da onların niyetini okuyarak yorumumuzu katıyoruz. Bu da çatışmalara ve yanlış anlaşılmalara dönüşüyor. Çatışmalar fazlalaşıp, şiddetini arttırınca da kırgınlıklar, küslükler, ve umutsuzluk kaplıyor ilişkilerimizi. Her yeni tartışma bir öncekine benzemeye başlıyor, otomatikleşerek içinden çıkılmaz bir hale geliyor.

Terapilerimde en çok duyduğum cümlelerden bazıları “Partnerim beni duymuyor”; “Söyleye söyleye dilimde tüy bitti”; “Beni anlaması için daha farklı nasıl anlatabilirim bilmiyorum.” … Öyle ki, çift terapisine geldiklerinde partnerler çoğunlukla bezmiş, yorulmuş ve umutsuz bir şekilde iletişim kuramadıklarından yakınıyorlar. Kendilerini ifade etmek için her yolu denediklerini ancak karşı tarafa bir türlü ulaşamadıklarını söylüyorlar. Günün sonunda ya değersiz hissediyorlar ya da çaresiz, yetersiz. İşin ilginç yanı bu duygu neredeyse her zaman karşılıklı oluyor. Bu da aslında aradaki iletişim bozukluğunun temel mesele olduğunun göstergesi.

Aktif dinleme nedir?

Seanslarımda iletişim çalışırken kullanılan bazı teknikler var. Bunlardan en önemlisi, bizim minik sihirli değneğimiz, “aktif dinleme”. Bu teknik, danışanlarımın karşılıklı konuşma esnasında niyet okumalarını durdurmalarını ve konuşmayı yavaşlatıp birbirini duymayı ve anlamayı önceliklendirmelerine yardımcı oluyor.

Kısaca tarif etmek gerekirse, partnerlerden biri karşı tarafa anlatmak istediği duygu ya da düşünceyi olabildiğince kısa ve öz bir şekilde aktarıyor. Dinleyen tarafın görevi duyduğu şeyi, aynı duyduğu kelimelerle yorum ve kelime katmadan tekrarlayıp, “Doğru anlamış mıyım?” diye teyit etmek. Eğer cevap “hayır” ya da “biraz, bazı kısımlarını” gibi bir cevapsa kesin evet gelene kadar anlatıcı söylediği şeyi tekrarlıyor.

Dinleyici net ve doğru bir şekilde duyduğuna dair onay alırsa konuşma ancak o zaman ilerleyebiliyor. Başta bu şekilde konuşmak yapay ve sıkıcı gözükse de zamanla çiftin fikir farklılıklarını ya da zor konuşmaları yapacağı zaman kolaylıkla kullanabileceği bir iletişim şekline dönüşüyor.

Çiftlerin iletişimlerinde ihtiyaç duyduğu önemli bir başka husus çözüm odaklı olmaları. Eğer partnerler sorunları sıralayarak şikâyet modunda kalırlarsa bu karşı tarafın savunma moduna geçmesine neden olur. Böylelikle konuşma olumlu bir çıktıya dönüşmek yerine, mutsuzluk ve anlaşılmamışlık hissiyle kaplanıp kapatılır. Bu sebeple terapilerimde dile getirilmesini önerdiğim en önemli başlık “ihtiyaçlar” oluyor. Karşı tarafa ihtiyacının ne olduğunu ilettiğinde hissedilen problemin nasıl çözülebileceğine dair bir yol haritası açılmış oluyor. Bunu becerebilen çiftler yaşadıkları sorunlarını, gelecek meselelerini önleyebilecekleri bir deneyime dönüştürüp ilişkilerini sağlamlaştırabiliyorlar.

Mesele tahammül ve sabretmek değil

Sağlam bir çiftin sahip olduğu bir başka özellik ise karşılıklı hoşgörü. Hoşgörüyü burada tahammül ya da sabretmek değil, birbirinin yapamadıklarını hoş görmek anlamında kullanıyorum. Terapilerimde bunun adı “İyi niyet kuralı.”

Bu kuralı karşılıklı bir şekilde koyarak, diğer partner beklentimiz dışında davrandığı zaman ona kızmak ya da kırılmak yerine hoşgörerek duygumuzu ona ifade etmeyi ve ihtiyacımızı yinelemeyi çalışıyoruz.

Örneğin, Mert’in dışarı çıkınca aramamış olmasını Aylin onu önemsememesi, umursamaması olarak atfedebilir. Bu da onu üzebilir, öfkelendirebilir. Ama karşılıklı iyi niyet kuralını uygulayınca Aylin Mert’in onu önemsemediğinden değil de zamanın farkına varamadığından, akıl edemediğinden dolayı aramamış olabileceğini düşünerek olumsuz duyguların ilişkilerine hücum etmesini önleyebilir.

Kaliteli zaman nasıl geçirilir?

İlişkilerin uzun ömürlü olmasını sağlayan bir diğer husus birlikte kaliteli zaman geçirmek. İlişkide huzursuz ve güvensiz hisseden çiftlerin çoğunun günlük hayat akışlarına baktığımda en çok birlikte geçirilen zamanın azlığı ve geçirilen zamanın kalitesiz oluşunu görüyorum.

Kaliteli zamandan kastım karşılıklı etkileşimin olduğu, dış uyaranlardan arınmış keyifli aktivite ya da sohbetler. Tipik günlerinde çiftler gün boyu işleriyle uğraşıyor, akşam eve geldiklerinde çok yorgun olduklarını ev ve çocuk işleriyle anca baş edebildiklerini ifade ediyorlar. Ancak her nasılsa TV karşısında 2,5 saat dizi ve programları izleyebiliyor, 3 günde 4 sezonluk dizileri bitirebiliyorlar. Zaten çift aktivitesi olarak beraber geçirilen zamanları ekran karşısında dizi/film izlemek şeklinde ifade ediyorlar.

Birlikte bir şeyler izlemek elbette bir çift aktivitesi olabilir. Ancak bunun tek şartı izledikleri programla ilgili izleme sırasında ve sonrasında fikir paylaşımlarında bulunmaları. Çünkü kaliteli zamanın en önemli kıstası karşılıklılık.

Paralel yapılan aktiviteler birbiriyle bir paylaşıma dönmeyince etkili bir aktivite olmuyor. Uzun süre böyle paralel yaşayan çiftler de kendilerini yalnız ve mutsuz hissetmeye başlıyor. Bu sebeple mutlaka karşılıklı sohbetin ve fikir/duygu paylaşımının olabileceği zaman dilimlerine ihtiyaç var. Hayat gailesi içinde geçen zamana mutlu çerçeveler bırakmak için gereken özeni göstererek kaliteli vakit ve paylaşımların çoğaltılması şart.

Ekransız zamanlar neden önemli?

Son dönemde kullanımı gittikçe yaygınlaşan akıllı telefonlar ve sosyal medya da ayrı bir gündem konusu. Akıllı telefonlar ve sosyal medyanın aşırı kullanımı geçirilen zamanın kalitesini düşürüyor ve birçok çiftin mutsuz ve yalnız hissetmesine sebep olabiliyor.

Bundan birkaç yıl önce uluslararası araştırmalarda yeni bir kavram ve kelime ortaya atıldı: Phubbing. Phubbing kelimesi ingilizce Phone (telefon) ve Snubbing (hor görme, küçümseme) kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuş. Türkçe’ye ben bunu “Fonlama” olarak çevirdim. Çünkü telefona bakarak karşımızdaki kişiyi adeta bir arka fon gibi önemsizleştiriyor ve soyutlaştırıyoruz. Romantik ilişkilerde birlikte geçirilen zamanlarda partnerlerden biri sosyal medyaya daldığında diğeri kendini değersiz hissediyor, ilişkilerinde mutluluk seviyesi düşüyor. Öyle ki, yapılan bir araştırmaya göre sadece telefonun ortamdaki varlığı bile geçirilen özel çift zamanının kalitesini düşürüyor ve kişiler ilişkilerinin mutluluk seviyelerini daha düşük değerlendiriyorlar.

Fonlamanın ilişkilerimize olumsuz etkisini ortadan kaldırmak için ekransız çift zamanları yaratmak gerekiyor. Elbette telefon ve sosyal medya hayatımızın kaçınılmaz bir parçası ve mutlaka bunlara daldığımız zamanlar oluyor. Bu sebeple çiftlerin karşılıklı konuşup anlaşarak en azından haftada bir gün bir saat belirleyerek telefonlarını “Rahatsız etme” moduna alıp arka odada ya da çantalarında tutmalarını ve bu şekilde sohbet etmelerini tavsiye ediyorum. Haftanın 168 saatinin sadece birini ekransız geçirmek ve partnerinize hediye etmek bu kadar da zor olmamalı, ne dersiniz?

Bir Cevap Yazın