| 1 | (Rüzgâr gibi) savurup dağıtanlara, |
| 2 | (Bulutlar gibi) ağır yükleri yüklenip taşıyanlara, |
| 3 | (Gemiler gibi) kolayca akıp gidenlere, |
| 4 | Ve Allah’tan gerekli emri alan ve iş bölümüyle (O’nun nimetlerini) taksim edip dağıtan (farklı mertebelerdeki meleklere) yemin olsun ki: |
| 5 | Size va’dedilen mutlaka gerçektir; |
| 6 | Ve o Mahkeme kesinlikle vuku bulacak (ve herkes, yaptığının karşılığını görecektir). |
| 7 | (Meleklerin ve gök cisimlerinin hareketi, Allah’ın emirlerinin tebliği ve yerine getirilmesi, yerdeki şuurlu varlıkların amellerinin yükselmesi için) süslü yollarla, yörüngelerle dolu gök hakkı için, |
| 8 | Siz, (Kur’ân ve onu nasıl niteleyeceğiniz konusunda) tam bir çelişki içindesiniz. |
| 9 | (İnanç, davranış ve düşüncede takip edilmesi gereken) doğru yoldan ancak Kur’ân konusunda aldanan uzaklaşır gider. |
| 10 | Allah’ın rahmetinden uzak olsun o sadece zanna dayanarak konuşup duran yalancılar; |
| 11 | Ki onlar, cehaletle sarhoş, hak konusunda tam bir gaflet ve kayıtsızlık içindedirler. |
| 12 | Bir de kalkıp, “Ne zamanmış bu Hesap Günü?” diye soruyorlar. |
| 13 | O gün, onların Ateş üzerinde kıvrandırılacakları gündür. |
| 14 | “Tadın hak ettiğiniz azabı! İşte, (alaylı alaylı) ‘Ne zaman?’ diye bir an önce gelmesini istediğiniz azap!” |
| 15 | Ama içleri Allah’a gönülden saygı besleyen ve O’na karşı gelmekten sakınan (müttakî) ler, bahçelerde ve su başlarındadırlar. |
| 16 | Rabbilerinin kendilerine bahşettiği mükâfatları alıp durmaktadırlar. Onlar, bundan önce (dünyada iken), Allah’ın kendilerini gördüğünün şuuru içinde iyiliğe kilitlenmiş kimselerdi. |
| 17 | Geceleri az uyur (ve Rabbilerine ibadetten hiçbir zaman geri durmazlardı). |
| 18 | Seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi. |
| 19 | Mallarında, istemek zorunda kalan fakirlerin ve (iffetlerinden dolayı isteyemeyen) yoksunların hakkı olduğunun şuurunda idiler (ve bu hakları hak sahiplerine verirlerdi). |
| 20 | Yeryüzünde kesin inanmak isteyenler için apaçık deliller vardır; |
| 21 | Ve bizzat kendi içinizde, kendi varlığınızda da. Böyleyken, gözünüzü açıp da gerçeği görmeyecek misiniz? |
| 22 | Gökte de hem rızkınız vardır, hem de size va’dedilen. |
| 23 | Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu va’d, nasıl sizin konuşmanız bir gerçekse, size iletilen öyle bir gerçektir. |
| 24 | İbrahim’in o şerefli misafirlerinden haberin olmuş muydu? |
| 25 | Hani (bir gün evinde iken) yanına varmışlar ve selâm vermişlerdi. İbrahim de, selâmlarını almıştı. “Tanımadığım, fevkalâdeliği olan kimseler!” diye geçirdi içinden. |
| 26 | Beklemeden ailesinin yanına geçti ve semiz dana kebabı getirdi. |
| 27 | Önlerine koyup, “Buyurmaz mısınız?” dedi. |
| 28 | (Ama ondan yemediklerini görünce,) onlardan yana içine bir endişe düştü. “Endişelenme!” dediler. Sonra da ona büyük ilim sahibi olacak bir oğul müjdelediler. |
| 29 | (Bu arada konuşulanları duyan) eşi çığlık atarak yaklaştı ve elini yüzüne vurarak, “Benim gibi bir kocakarının mı çocuğu olacak?” dedi. |
| 30 | “Evet, Rabbin böyle buyurdu;” dediler, “muhakkak ki O, her hüküm ve icraatında pek çok hikmetler bulunandır, her şeyi hakkıyla bilendir.” |
| 31 | (İbrahim,) “Ey (Allah’ın) elçileri, gelişinizin asıl sebebi nedir?” diye sordu. |
| 32 | “Biz,” dediler, “hayatları günah hasadından ibaret suçlu bir topluluğa gönderildik, |
| 33 | “Başlarına çamurdan pişirilmiş taşlar indireceğiz, |
| 34 | “Sınır tanımaz ve Allah’ın verdiği duygu, meleke ve kabiliyetleri boşa sarfedenlerin her biri için Rabbinin katında belirlenmiş ve damgalanmış (taşlar).” |
| 35 | (Derken elçilerimiz o topluluğa vardılar ve önce) orada bulunan mü’minleri (azap menzilinin dışına) çıkardık. |
| 36 | Şu kadar ki, orada Müslüman olarak tek bir hane halkından başkasını bulmadık. |
| 37 | Neticede, o memlekette (Allah’ın) acı azabından ve cezasından korkanlar için bir ibret mesajı bıraktık. |
| 38 | Musa(nın yaşadıkların)da da (bir ibret mesajı vardır). Hatırla ki, O’nu apaçık bir delille Firavun’a göndermiştik. |
| 39 | Ama Firavun, kendisine dayandığı ordusuyla birlikte haktan yüz çevirdi ve (Musa hakkında) “Bu”, dedi, “ya bir büyücü veya bir deli.” |
| 40 | Neticede Firavun’u da ordularını da kıskıvrak yakaladık ve denizin dibine geçiriverdik. Boğulurken yaptıklarına bin pişman kendini kınıyordu. |
| 41 | Âd (kavminin başına gelenlerde de aynı şekilde bir ibret mesajı vardır). Onlara ise her şeyi kasıp kavuran ve kökünden kurutan bir kasırga gönderdik. |
| 42 | Önüne her ne çıkarsa çıksın, âdeta bir kül halinde savuruyordu. |
| 43 | Semûd’da da (ibret mesajları vardır). Kendilerine, “Bir süre daha hayatınızı yaşamaya devam edin bakalım!” dendi. |
| 44 | Ama onlar, Rabbilerinin emrinden bütün bütün çıktılar da, kendilerini, bakıp dururlarken (dehşetli bir patlamayla birlikte) o müthiş yıldırım yakalayıverdi. |
| 45 | (Kurtulmak için) ne doğrulabildiler, ne de herhangi bir yerden yardım gördüler. |
| 46 | Ve daha önce de Nuh’un kavmini (helâk etmiştik). Onlar, her bakımdan yoldan çıkmış bir topluluk idi. |
| 47 | Göğe gelince: onu çok sağlam bir şekilde bina ettik; Biz çok geniş bir kudret ve hakimiyet sahibiyiz. |
| 48 | Yeryüzünü: onu da Biz döşedik; gerçekten ne de güzel döşedik. |
| 49 | Üzerinde düşünüp ders alırsınız diye her şeyi çift yarattık. |
| 50 | “(Madem bütün bunları yapan Allah’tır ve O, sizin yegâne İlâhınız ve Rabbinizdir,) o halde derhal Allah’a kaçın (O’nun himayesine koşun)! Muhakkak ki ben, sizin için O’nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım. |
| 51 | “Allah’ın yanısıra başka bir ilâh icat etmeyin. Muhakkak ki ben, sizin için O’nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.” |
| 52 | Bunun gibi, onlardan (Mekkelilerden) önce gelip geçmiş topluluklardan hangisine bir rasûl gelmişse, mutlaka muhatapları O’nun için, “Bu, ya büyücü veya bir deli!” dediler. |
| 53 | Yoksa birbirlerine tavsiyede mi bulundular, aralarında anlaştılar da mı hep böyle söylediler!? Hayır, onların hepsi tuğyankâr birer topluluktu (da, ondan böyle diyorlardı). |
| 54 | O halde (ey Rasûlüm), onlarla tartışmaya girme, bırak onları; böyle yapmakla kınanıp suçlanacak değilsin. |
| 55 | Bununla beraber, tebliğine ve gerçeği hatırlatıp öğüt vermeye devam et. Çünkü öğüt ve hatırlatma, her zaman için mü’ minlere (ve imana açık ruhlara) fayda verir. |
| 56 | Ben, cinleri ve insanları ancak (Ben’i tanısınlar ve) Bana ibadet etsinler diye yarattım. |
| 57 | Ben onlardan nafaka istemiyorum; Beni yedirip beslemelerini de istemiyorum. |
| 58 | Muhakkak ki Allah’tır bütün varlıkların rızkını tam olarak ve tam zamanında veren, kâmil kuvvet ve iktidar sahibi olan. |
| 59 | Öyleyse, (iman ve ibadette O’na şirk koşarak veya O’na ibadet etmekten kaçınarak) zulüm işleyenlerin azapta, elbette (helâk edilen) yoldaşlarının payı gibi bir payları olacaktır. O bakımdan, o azabı bir an önce göndermemi istemelerine hiç gerek yok. |
| 60 | Madem öyle, kendisiyle tehdit edildikleri o günden dolayı vay o küfredenlerin haline! |