Haince Bir Senaryo Ve Şehit Edilen Ashâb: Racî’ (Safer Hicrî 4)
Hicretin dördüncü yılı Safer ayında Adal ve Kârre halkına mensup yedi kişilik bir heyet Medine’ye geldi.1 İslam’ı kabul ettiklerini ve kendilerine dinin ahkâmını öğretecek mürşidlere ihtiyaçları olduğunu söylediler. Sonra da Resûlullah’tan, kendilerine Kur’ân’ı öğretecek muallim talebinde bulundular.2
Onların hidayet haberine ve bu taleplerine çok sevinen Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), heyetin güvenliklerinin temin edileceğine dair kendilerinden söz aldıktan sonra Suffe ashâbından;
Hazreti Mersed İbn-i Mersed’i (radıyallahu anh),
Hazreti Hâlid İbn-i Bükeyr’i (radıyallahu anh),
Hazreti Âsım İbn-i Sâbit’i (radıyallahu anh),
Hazreti Hubeyb İbn-i Adiyy’i (radıyallahu anh),
Hazreti Zeyd İbn-i Desinne’yi (radıyallahu anh),
Hazreti Abdullah İbn-i Târık’ı (radıyallahu anh),
Hazreti Abdullah’ın ana bir kardeşi Hazreti Muattib İbn-i Ubeyd’i (radıyallahu anh) ve daha üç kişiyi seçti ve söz konusu kabilelere gidip onlara din adına rehberlik yapmalarını emir buyurdu.3
On sahabî hemen gerekli hazırlıkları yapıp Hazreti Âsım İbn-i Sâbit’i (radıyallahu anh) idaresinde yola koyuldular.4 Hicâz tarafında bulunan Hüzeyl kabilesinin kullandığı Racî’ denilen kuyunun başına kadar geldiklerinde hadisenin önceden hazırlanan bir senaryo olduğunu fark ettiler. Zira burada Adel ve Kârre temsilcileri gadr ve ihanette bulunup onlara saldırmak için Lihyânoğullarından yardım istedi.5
Tuzağı farkeden Hazreti Âsım ve arkadaşları bir dağın tepesine sığındılar. Lihyânoğullarından izleri takip eden yüz kadar okçu onların yerlerini tespit edip etraflarını kuşattılar. “Şâyet teslim olursanız söz veriyoruz, sizden kimseyi öldürmeyeceğiz!” diye seslendiler. Amaçları onları esir almak ve para karşılığında Mekkelilere satmaktı.6
Hamrâü’l-Esed’de Efendimiz’in söylediği sözler kulaklarına küpe olmuştu ve aynı delikten iki defa ısırılmayı düşünmüyorlardı. Onun için kanlarının son damlasına kadar savaşmayı tercih ettiler. Hazreti Âsım ve dava arkadaşları: “Vallahi, biz müşrikten hiçbir zaman ahd ve akd kabul etmeyiz!” dediler.7
Bunun üzerine müşrikler onları oka tuttular. Ashâb-ı kirâm hazretleri ateş çemberinin içinde kalmışlardı. Eldeki kıt imkânlarla hazırlıklı bir kitleye karşı uzun zaman savaşmanın imkânı yoktu ve çok geçmeden yedi sahabî oracıkta şehit oldu. Geride Hubeyb İbn-i Adiyy, Zeyd İbn-i Desinne ve Abdullah İbn-i Târık olmak üzere üç kişi kaldılar. Lihyânoğulları, teslim oldukları takdirde kendilerine bir şey yapmayacaklarını tekrarlıyor ve işi daha fazla uzatmadan ok atıp kılıç sallamayı bırakmalarını istiyorlardı. Bunun üzerine üç sahabî teslim oldu.
Önce, yaylarındaki sicimleri çözerek üçünün de ellerini bağladılar. Bu durumdan rahatsız olan ve bir şey yapmayacaklarına dair verdikleri sözü hatırlatan Abdullah İbn-i Târık: “İşte bu ilk hıyanet!” diyerek itiraz edince üzerine üşüşüp taşlayarak oracıkta onu da öldürdüler. Ardından da Hazreti Hubeyb İbn-i Adiyy ile Hazreti Zeyd İbn-i Desinne’yi götürüp Mekkelilere sattılar.8
1.Vâkıdî, Megâzî 266; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/42
2.İbn-i Hişâm, Sîre 2/108; Vâkıdî, Megâzî 266; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/42
3.Buhârî, Cihâd 170, Megâzî 28; Vâkıdî, Megâzî 266, 267; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/42. Ashâb-ı kirâmın altı veya yedi kişi oldukları da ifade edilmektedir. Bkz.: İbn-i Hişâm, Sîre 2/108; Vâkıdî, Megâzî 266
4.Hazreti Mersed İbn-i Mersed (radıyallahu anh) olduğu da kaydedilmektedir. Bkz.: İbn-i Hişâm, Sîre 2/108; Vâkıdî, Megâzî 267
5.İbn-i Hişâm, Sîre 2/108; Vâkıdî, Megâzî 267; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/42
6.Buhârî, Megâzî 28; İbn-i Hişâm, Sîre 2/108; Vâkıdî, Megâzî 267; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/42
7.Buhârî, Megâzî 28; İbn-i Hişâm, Sîre 2/108; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/42
8.Buhârî, Megâzî 28; İbn-i Hişâm, Sîre 2/109; Vâkıdî, Megâzî 267, 268; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/42
Bi’r-i Maûne Ve Şehit Düşen Sahabîler (Safer Hicrî 4)
Hicretin dördüncü yılı Safer ayında Benû Âmir İbn-i Sa’saa kabilesinin lideri Ebû Berâ’ Âmir İbn-i Mâlik Medine’ye geldi. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ona İslâm’ı anlattı ve onu Müslüman olmaya davet etti. Ama o, ne Müslüman oldu ne de İslâm’a karşı olduğunu söyledi. Müteredditti. Belli ki zamana ihtiyacı vardı ve kendisi ‘evet’ diyemese de yakınlarının bu dinle buluşmasını arzu ediyordu. Bunun için:
“Yâ Muhammed! Ashâbından bazılarını Necid halkına göndersen de onlara İslâm’ı anlatsalar; onların bu davete müspet cevap vereceklerini sanıyorum.” dedi.
Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Necid halkının onlara bir kötülük yapmalarından endişe ediyorum!” buyurdu. Bunun üzerine Âmir İbn-i Mâlik:
“Onlara ben kefilim. Onları gönder de insanları İslâm’a davet etsinler!” diyerek teminat verdi.1
Habîb-i Zîşân Efendimiz’in genel tavrı, her fırsatı değerlendirip insanlara bir şeyler anlatmanın gayretini ortaya koymaktı. Ayrıca o bölgeden Medine’ye, bugüne kadar Müslüman olanların emniyet ve güven açısından problem yaşadıklarının haberi geliyordu. Hatta Ri’l, Zekvân, Usayye ve Lihyân gibi bazı kabileler haber göndermiş ve bu güvenliği tesis adına Allah Resûlü’nden yardım istemişlerdi.2
Bunun üzerine Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), ashâb arasından yetmiş kişi seçti ve gidip Necid halkına İslâm’ı anlatmalarını istedi.3 Ellerine de gittikleri yerlerde bulunan liderlere verilmek üzere yazılan mektupları vermişti. Emir olarak başlarına Hazreti Münzir İbn-i Amr’ı (radıyallahu anh) tayin etti.4 Seçilenlerin hepsi, Allah tarafından gönderilen mesajlarla Allah Resûlü’nün beyanlarını çok iyi bilen ‘suffe’ ashâbından ‘kurra’ sahabîlerdi.5
Yola çıkıp da Maûne denilen kuyunun başına geldiklerinde burada konakladılar.6 Hazreti Amr İbn-i Ümeyye ile Hazreti Münzir İbn-i Muhammed’i develeri dinlendirip otlatmaya gönderdiler.7 Bu arada Resûlullah’ın gönderdiği mektupları ilgili kişilere ulaştırmak istediler. Bunun için Hazreti Harâm İbn-i Milhan (radıyallahu anh) gönüllü oldu ve yanına aldığı iki sahabî ile harekete geçti. Önce Âmir İbn-i Mâlik’e ulaştı ve mektubu okudu. Ardından yeğeni Âmir İbn-i Tufeyl’e gitmek için yola devam ettiler. Âmir’e yaklaştıklarında Hazreti Harâm yanındaki iki sahabîye:
“Ben onların yanına varıncaya kadar sizler yakınlarda bulunun! Şâyet bana emân verirlerse zaten bunu siz de görürsünüz; ancak beni öldürmeye kalkışırlarsa hemen gider ve durumdan arkadaşlarınızı haberdar edersiniz.” dedi.
Ardından da tek başına gitti. Âmir İbn-i Tufeyl’in huzuruna girince Resûlullah’ın mektubunu takdim edip onları hak dine davet etti. Kendisine Resûlullah’dan mektup gelen Âmir, onu açıp okumadan Hazreti Harâm’ı öldürme talimatı verdi. Bunun üzerine Cebbâr İbn-i Sülmâ, eline aldığı bir mızrağı ona arkasından saplayıverdi. Allah Resûlü’nün elçisi kanlar içinde kalakalmış, sırtından giren mızrak göğsünden çıkmıştı. Eline bulaşan kanlarla yüzünü sıvazlayan Hazreti Harâm’ın sinesine mızrak işlerken büyük bir haz içinde dudaklarından dökülen şu sözler dikkatlerden kaçmamıştı:
“Allahu Ekber! Kâbe’nin Rabbine yemin olsun ki kurtuldum!”8
Hazreti Harâm İbn-i Milhân oracıkta şehit oldu. Ancak Âmir İbn-i Tufeyl’in kin ve nefreti bununla teskin olacak gibi değildi ve Âmiroğullarına seslenerek geride kalanların üzerine yürüme talimatı verdi. Ancak Âmiroğulları Âmir İbn-i Mâlik’in Allah Resûlü’ne verdiği sözü nazara alarak bu talimata uymadı.
Bunun üzerine Âmir İbn-i Tufeyl, Usayye, Ri’l, Kâre ve Zekvân kabilelerini Resûlullah’ın elçilerine saldırmak için yardıma çağırdı. Onlar Âmir’in davetine evet deyip ashâb-ı kiramı çembere aldılar. Onları gören Müslümanlar:
“Vallahi de bizim sizinle bir alıp veremediğimiz yok! Biz sadece Resûlullah’ın verdiği bir iş için yolumuza gidiyoruz. Biz Allah Resûlü’nün elçileriyiz!” dediler.
Fakat gözünü kan bürümüş haydutlar bu sözlere kulak asmayıp bütün hınçlarıyla ashâb-ı kirâma hücum ettiler. Güç dengesinin olmadığı bu yerde Allah ve Resûlü’nün hayat veren mesajlarını ulaştırmak için özel olarak seçilmiş ashâb kendilerini müdafaa etmek istedi ise de neticede Hazreti Amr İbn-i Ümeyye hariç hepsi kılıçtan geçirilip şehit edildi.9
Bi’r-i Mâune Şehitleri
İslam’ın evrensel mesajlarını tebliğ etmek için Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından ashâb-ı suffe içerisinden seçilip Necid halkına gönderilen ve Bi’r-i Mâune’de tuzağa düşürülerek şehit edilen altmış dokuz “kurra” sahabîden bazılarının isimleri şunlardır:
Hazreti Münzir İbn-i Amr el-Ensârî (radıyallahu anh),
Hazreti Evs İbn-i Muâz İbn-i Evs el-Ensârî (radıyallahu anh),
Hazreti Hakem İbn-i Keysân el-Mahzûmî (radıyallahu anh),
Hazreti Hâris İbn-i Sımme el-Ensârî (radıyallahu anh),
Hazreti Sehl İbn-i Âmir el-Ensârî (radıyallahu anh),
Ve amcası Hazreti Sehl İbn-i Amr (radıyallahu anh),
Hazreti Harâm İbn-i Milhân (radıyallahu anh),
Ve kardeşi Hazreti Süleym İbn-i Milhân (radıyallahu anh),
Hazreti Urve İbn-i Esmâ’ İbn-i Salt es-Sülemî (radıyallahu anh),
Hazreti Nâfi’/Râfi’ İbn-i Büdeyl İbn-i Verkâ’ el-Hüzâî (radıyallahu anh),
Hazreti Âmir İbn-i Füheyre (radıyallahu anh),
Hazreti Kutbe/Dahhâk İbn-i Abd Amr İbn-i Mesûd (radıyallahu anh),
Hazreti Mâlik İbn-i Sâbit el-Ensârî (radıyallahu anh),
Ve kardeşi Hazreti Süfyân İbn-i Sâbit el-Ensârî (radıyallahu anh),
Hazreti Mesûd İbn-i Sa’d İbn-i Kays (radıyallahu anh),
Hazreti Muâz İbn-i Mâis/Nâis (radıyallahu anh),
Hazreti Münzir İbn-i Muhammed (radıyallahu anh),
Hazret Ebû Şeyh/Übeyy İbn-i Sâbit (radıyallahu anh),
Hazreti Ebû Ubeyde İbn-i Amr (radıyallahu anh),
Hazreti Ebû Amr İbn-i Ka’b İbn-i Mesûd (radıyallahu anh),
Hazreti Übeyy İbn-i Muâz İbn-i Enes (radıyallahu anh),
Ve kardeşi Hazreti Enes İbn-i Muâz İbn-i Enes (radıyallahu anh),
Hazreti Beşîr el-Ensârî (radıyallahu anh),
Hazreti Sâbit İbn-i Hâlid (radıyallahu anh),
Hazreti Hâlid İbn-i Sâbit (radıyallahu anh),
Hazreti Hâlid İbn-i Ka’b İbn-i Amr (radıyallahu anh),
Hazreti Riâb İbn-i Huneyf İbn-i Riâb (radıyallahu anh),
Hazreti Sa’d İbn-i Amr İbn-i Sakf (radıyallahu anh),
Ve oğlu Hazreti Tufeyl (radıyallahu anh),
Hazreti Süfyân İbn-i Hâtıb İbn-i Ümeyye (radıyallahu anh),
Hazreti Süheyl İbn-i Âmir İbn-i Sa’d el-Ensârî (radıyallahu anh),
Hazreti Âiz İbn-i Mâis İbn-i Kays (radıyallahu anh),
Hazreti Ubâde İbn-i Amr (radıyallahu anh),
Hazreti Abdullah İbn-i Kays İbn-i Sırme (radıyallahu anh),
Hazreti Atiyye İbn-i Amr el-Ensârî (radıyallahu anh),
Hazreti El-Muttalib es-Sülemî (radıyallahu anh),
Hazreti Mesûd İbn-i Hâlid (radıyallahu anh).
- İbn-i Hişâm, Sîre 2/117; Taberî, Târîh 3/85, 86; Vâkıdî, Megâzî 261; Taberânî, Kebîr 20/356 (841)
- İbn-i Hanbel, Müsned 19/119 (12064)
- Buhârî, Megâzî 28; Müslim, Mesâcid 54; İbn-i Hanbel, Müsned 19/119, 141 (12064, 12088); Beyhakî, Kübrâ 9/377 (18822); Vâkıdî, Megâzî 261; Taberî, Târîh 3/86. Bu sayının kırk olduğu da söylenmektedir. Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 2/117; Taberânî, Kebîr 20/357 (841)
- Hazreti Münzir, şehadet arzusuyla yanıp tutuşan biri olduğu için o gün kendisine, ölüme gönüllü boyun uzatan manasında ‘el-Mün’iku li Yemûte’ deniliyordu. Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 2/117; Taberânî, Kebîr 20/357 (841); İbn-i Hacer, İsâbe 6/217 (8230)
- Buhârî, Megâzî 28; Müslim, Mesâcid 54; İbn-i Hanbel, Müsned 19/119, 141 (12064, 12087), ; Vâkıdî, Megâzî 261
- İbn-i Hişâm, Sîre 2/117; Vâkıdî, Megâzî 262
- Vâkıdî, Megâzî 262
- Buhârî, Megâzî 28; İbn-i Hanbel, Müsned 20/420 (13195); Nesâî, Kübrâ 7/367 (8239), 9/377 (18823); Taberânî, Kebîr 20/357 (841); İbn-i Hişâm, Sîre 2/117; Vâkıdî, Megâzî 262; Taberî, Târîh 3/86. Hazreti Harâm İbn-i Milhân, Ümmü Süleym Validemizin kardeşidir. Bkz. Beyhakî, Sünen, 9/225; İbn-i Abdilberr, İstîâb, 1/337
- Buhârî, Megâzî 28; İbn-i Hanbel, Müsned 19/119 (12064); Taberânî, Kebîr 6/125 (5724), 20/357 (841); Beyhakî, Kübrâ 2/284 (3096); İbn-i Hişâm, Sîre 2/117; Vâkıdî, Megâzî 262; Taberî, Târîh 3/86
Hz. Hüseyin’in (Ra) Doğumu (5 Şaban Hicrî 4)
Tarih, hicretin dördüncü yılı Şaban ayının beşini gösterirken Hz. Ali (radiyallahü anh) ile Hz. Fatıma’nın (radiyallahü anhâ) ikinci çocukları dünyaya geldi: Hz. Hüseyin (radiyallahü anh). Allah Resûlü, Hz. Hasan’dan sonra torunu Hz. Hüseyin’in doğumuyla da çok mesrur oldu. Kulağına bizzat ezan okudu. Babası ismini “Harb” koymak istese de şiddetten ve şiddeti çağrıştıran şeylerden hiç hoşlanmayan Allah Resûlü, torununa Arapların daha önce kullanmadıkları, Ehl-i Cennet’in isimlerinden bir isim koydu: Hüseyin. “Reyhanım” dediği torunuyla vefatına kadar çok yakından ilgilendi.1

