José Saramago’nun “Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş” adlı eseri, modern edebiyatın en özgün ve düşündürücü yapıtlarından biridir. Bu roman, ölümün aniden ortadan kaybolmasıyla başlayan ve insanları derin bir varoluşsal krize sürükleyen sıra dışı bir hikaye anlatır. Hiç kimsenin ölmediği bir dünyada, yaşamın ve ölümün anlamı üzerine derinlemesine düşünmeye sevk eden bu eser, okurlarını sürükleyici bir yolculuğa çıkarır.
Roman, bir gün kimsenin ölmemesiyle başlar ve bu durum, insanların ruhlarında büyük bir huzursuzluk yaratır. Bu garip olay, dünya tarihinin hiçbir döneminde görülmemiştir ve insanlar ne hastalıktan ne de kazalardan dolayı ölmektedir. Bu durum, sadece bireysel yaşamları değil, aynı zamanda toplumun tüm yapılarını da etkiler. Ölümün ortadan kalkması, hastanelerden sigorta şirketlerine, mafyadan kiliseye kadar her kesimi etkileyen bir kaos yaratır. Bu yeni dünya düzeninde, ölümün geri dönüşü ve insanlara bir hafta öncesinden haber verilmesi ise hikayeye bambaşka bir boyut katar.
Saramago’nun ustalıkla işlediği bu temalar, okurları derin düşüncelere sevk eder. Ölümün yokluğunun toplum üzerindeki etkileri, ahlaki ve etik sorularla birlikte sorgulanır. Roman, yaşamın değerini ve ölümün kaçınılmazlığını hatırlatırken, aynı zamanda insanoğlunun kırılgan doğasını gözler önüne serer.
Eserin dil ve anlatım tarzı, Saramago’nun diğer eserlerinde olduğu gibi akıcı ve etkileyicidir. Yazar, karakterlerin iç dünyalarını ve toplumsal yapıyı büyük bir ustalıkla tasvir eder. Okurlar, roman boyunca ölümün yeniden ortaya çıkmasıyla ilgili karmaşık duyguları ve insanların bu duruma verdikleri tepkileri detaylı bir şekilde izler.


