Birinci Söz

Birinci Söz’de “Bismillah her hayrın başıdır.” deniliyor. Bazen besmeleyle başladığımız işlerden hayır görmediğimiz de oluyor; bunu nasıl yorumlarsınız?

Birinci Söz’de, “Bismillah her hayrın başıdır.” denilmekle, daima hayırlı işler yapmamız ve bu işlere de besmele ile başlamamız tavsiye edilmektedir. Zira şerli bir iş için besmele çekilmez. Nitekim, hırsızlığa, yalana, gıybete besmele ile başlamak ayrı bir günahtır.

İşine besmele ile başlayan kişi hayırlı bir yoldadır ve meşru dairede yaptığı işler, Dördüncü Söz’de ifade edildiği gibi, “Güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır.” Bu başlı başına bir kazançtır ve hayırdır.

Sizin sorunuz, yapılan işin dünyada vereceği fayda ile ilgilidir. Bunun hakkımızda hayırlı olup olmayacağını bilemeyiz. Ama besmele çekmemizin ve besmeleyle başlanabilecek hayırlı işler yapmamızın hakkımızda hayırlı olacağı kesindir.

Üstadımızın, nefsini herkesten ziyade öne almasının hikmeti nedir?

İnsanın birinci muhatabı kendi nefsidir. Üstadımız, “Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez.” buyurur. Buna göre, bir insan diğer insanlara hakkı tebliğ edip onları günahlardan menetmek istiyorsa, bunun birinci şartı kendini ıslah etmesidir.

“Lisan-ı hal lisan-ı kalden daha kuvvetli tesir ettiği” için, insan önce kendi özel âleminde İslam’ı yaşamalı, örnek ve özenilecek bir insan olmalıdır. Bunda başarılı olduğu takdirde, başkalarını sözle de ikaz ve irşat yoluna gidebilir.

Üstad, yazdığı birçok risalede kendi nefsine hitap etmekle, bizlere de Risale-i Nur’u öncelikle başkalarına anlatmak için değil, kendi nefsimizi ıslah, kalbimizi tasfiye, marifetimizi inkişaf ettirmek için okumamız gerektiğini ders vermektedir.

Bu tarz ifadelerin diğer yönü de şu olsa gerektir: İnsan doğrudan kendisine yapılan nasihatlerden rahatsız olabilir. Ama aynı sözleri temsili bir hikaye içinde dinlerse, yahut kendi nefsine hitap eden bir müellifi kenardan rahatlıkla takip ederse faydalanma oranı daha da artar. Bu asırda bu metot hem daha faydalı, hem de bazı enaniyetli kişiler hakkında zaruridir.

Geçmiş asırlarda da bir takım mürşitlerin hayvanları konuşturarak, onlar arasında geçen maceraları anlatarak insanlara dolaylı yoldan nasihat ettiğini görüyoruz. Bu dolaylı anlatım, o asırlarda “müstehap” ise bu asırda “vacip” derecesindedir.

“Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız.” denilerek başlanıyor ve bu konuda yapılan güzel ve doyurucu açıklamalara Lem’alardan da açıklama ekleniyor. Besmele üzerinde bu kadar önemle durulmasının hikmeti nedir?

Önce şunu ifade edelim: “Bismillah her işin başıdır.” denmeyip de “… her hayrın başıdır.” denilmesinde ince bir mesaj vardır. Demek ki, hayır olmayan şeylere başlarken “besmele” çekilemez. Mesela, bir hırsız yaptığı soyguna “besmele” ile başlayamaz. O halde, insan öyle işler yapmalıdır ki onlara “besmele” ile başlayabilsin; bunlar da ancak hayırlı işlerdir.

İnsanların faydalanacakları ilmî eserler yazmak da büyük bir hayır olduğundan, bütün İslam alimleri eserlerine “besmele” ile başlamışlardır. Bununla da yetinmeyip hamdele ve salveleyi de eklemişlerdir. Yani Allah’a hamd ve Onun sevgili Peygamberine salatü selam ile eserlerine başlamışlardır. Üstad Hazetleri de Muhakemat’ta, Mesnevi-i Nuriye’nin bazı bölümlerinin başlangıcında ulemanın bu adetini devam ettirmiştir.

Besmelenin sırlarına dair Lem’alarda yazdığı çok yüksek bir dersi de, makam münasebetiyle, buraya almıştır. Bu bölümde “besmele”nin altı sırrı izah edilirken, çok ince hakikatlere dikkat çekilmiş ve böylece besmeleyi okurken ondaki bu yüksek hakikatleri de nazara almamız bizlere ders verilmiştir.

Besmeleye “İslâm nişanı” deniliyor. Acaba diğer dinlerde besmele yok muydu?

“İslam nişanı” denilmesinden maksat şudur: “Bir kişinin bir işe başlarken besmele çektiğini görsek onun Müslüman olduğuna hükmederiz.”

İslâm nişanı sadece besmele değildir. Bir kimsenin namaz kılması, oruç tutması da İslam nişanıdır. Bütün semavî dinlerde kişiye ancak Allah’a kul olduğu ders verilir ve bütün işlerini O’nun rızası istikametinde yapması emredilir. Buna göre her dinde, inanan kişiler bütün işlerini Allah namına, Onun rızasını gözeterek ve Ondan yardım dileyerek yaparlar. Şu var ki, kendi dillerinde “besmele” yerine başka bir ifade kullanmış olabilirler.  Sonuç değişmez.

Her varlığın “bismillah” deyip, çok büyük işler yaptığı müşahede edilmekle beraber, bazen de mahlukatın perişaniyet ve aczi de dikkat çekmektedir. Bu iki meseleyi nasıl bağdaştıracağız?

Her varlık, yaptığı bütün işleri Allah namına yapmakta, O’nun ihsanıyla kendi gücünün çok ötelerinde işler başarmaktadır. Öte yandan, bu dünya hayatında “cemal ve celal tecellileri” birbirini takip etmekte, “her kemale bir noksan katmak bu âlem-i kevn ü fesadın muktezası” olduğundan, sıhhati hastalık, gençliği ihtiyarlık, izzeti zillet takip etmektedir. Bu ise her iki tip esmanın da tecelli etmesi içindir.

Mesela, insan gençliğinde Muizz (izzet sahibi) isminin bir cilvesiyle güçlü, kuvvetli, sağlam ve dinç olur. Daha sonra Müzill (zillet verici) ismini tecellisiyle ihtiyarlar, hastalanır, güçsüz ve kuvvetsiz kalır.

İnsan her iki halde de İlahi isimlere ayna olmakta ve bundan bir şeref kazanmaktadır. Çiçeklerin açması ve solması, baharı sonbaharın takip etmesi, ruhumuzun bazen neşe ile mesut, bazen kederlerle mahzun olması da bu iki tür tecellilere dayanır.

Ahirette ise, cemal tecellileri bütün güzelliğiyle cennette, celal tecellileri ise bütün ihtişamıyla cehennemde kendini gösterecektir.

“Bismillah her hayrın başıdır,biz dahi başta ona başlarız.”sözündeki “dahi”; “bile”anlamında mıdır? O zaman “biz dahi”yi nasıl anlamamız gerekir?

Burada geçen ”Biz dahi” ifadesi “Biz de ” anlamındadır. Çünkü, Osmanlıcada bu “de” ekinin kullanımı böyledir. Bu “Biz de” tabirinin burada kullanılmasının hikmeti şu olabilir:

Malum olduğu gibi Risale-i Nurların ilk eseri “Sözler” kitabıdır. Sözlerin de ilk risalesi Birinci Söz olan “Besmele” risalesidir. Bu nedenle Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “Madem her şey lisan-ı haliyle Bismillah der, öyleyse biz de Bismillah ile başlayalım.” diye, ilk risale olarak besmelenin izâhını yapıyor.