İslam’ın Kadına Bakışı

Topyekün insanlığa ebedî var olmanın mesajlarıyla gelen İslâm, (Bu konu etrafındaki konuşmaların bir kitap haline getirilebileceği vaadiyle şimdilik bu mevzuu icmalî bağlıyoruz.) toplum tarafından, kadının gasbedilmiş haklarını da istirdat ederek onu açıkça sıyanet altına alan ve bu hususta sağlam kurallar vaz’eden ilk dindir. Kur’ân; ‘Erkeklerin kadınlar üzerinde bazı hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır.’ (Bakara, 2/228) fermanıyla, herhangi bir yoruma meydan bırakmayacak şekilde bu gerçeği vurgular ve kadını yaratılış plânındaki konumuna yükseltir. Veda Hutbesi’nde insanlığın İftihar Tablosu: ‘Size, kadınların hukukunu gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı öğütlerim.. kadınlar size Allah’ın emanetidirler.’ buyurur. Kadının, hemen bütün dünyada bir meta gibi alınıp-satıldığı o meş’um dönemde, onları saygı duyulacak bir konuma yükseltmek, kadınlık âlemi için önemli bir tarihî hâdisedir. Kur’ân ve Sünnet’te, kadının konumu ve hakları o kadar net açık vurgulanır ki, onun İslâm’la esaretten kurtulduğunu söylersek, zannediyorum mübalâğada bulunmuş olmayız.

Zaten, bütün bir insaf dünyası da, kadın konusunda böyle düşünmektedir. İslâm dünyasındaki yazarların pek çoğunun tanıyıp başvurduğu G. Demombyne: ‘Kur’ân, kadın hakları konusunda şimdilik Avrupa kanunlarının getirdiği esaslardan daha müsait esaslar getirmiştir’ der. Tanınmış bir diğer araştırmacı olan Stanley Lane-Poole ise: ‘İslâmiyet’in kadın hakları konusunda yaptığı değişiklikleri hiçbir kanun yapamamıştır’ diyerek, önemli bir itirafta bulunur. L. E. Obbald da aynı mülâhazaları paylaşma sadedinde: ‘Kadınları esaretten kurtarıp, onlara mahrum edildikleri hakları iade ancak İslâmiyet’le gerçekleştirilebilmiştir’ der ki, bu kadirşinaslık ifadesidir.