Herşey Allah’ın Varlığının Gölgesi

Bizim O’nun mahiyetini bilip bilmememiz ne ifade eder; her ses O’ndan bir nağme ve her şey O’ndan bir nâme olduktan sonra..? Alman hakîm ve şâiri Goethe, “Biz, hem kendi ruhumuzda, hem de tabiatta Allah’ın varlığını seziyoruz. Künhünü bilmememizin ne ehemmiyeti var? Evet, mahiyet-i Ulûhiyet’e dair ne biliyoruz? Allah hakkındaki sınırlı ve dar olan düşüncelerimiz ne ifade eder ki! O’nu yüzlerce isim ve bir sürü sıfatlarla yâd etsem de, yine hakikatin çok çok dûnunda olacağım. Mademki Ulûhiyet dediğimiz yüce varlık, yalnız insanda değil, âlemin büyük küçük bütün hâdiselerinde, tabiatın zengin ve kudretli sînesinde her suretle tecelli etmektedir. Böyle bir Zât-ı Ekmel hakkında beşerî vasıflara göre edinebileceğimiz fikir kâfi ve ihâtalı olabilir mi?” derken, eserleriyle kendini gösteren ve Zâtıyla dünya hayatında görünmeyen O Mevcud-u Meçhûl’e dikkat çekiyordu.

Biz de, eserleriyle kendini bize tanıttırmak isteyen gözlerden pinhân o Zât için seyyahlar ve seyahatler düşünüyor, hep O’nun yolunda olmak, hep O’na açılan kapıları aşındırarak sonu gelmeyen bir yola çıkmış bulunuyoruz. Cihan durdukça da, hep O’na ait türkülerle etrafı velveleye verme kararındayız… Nasıl vermeyelim ki, biz ve her şey, O’nu tanımak ve tanıtmak üzere bulunuyoruz ve bundan daha yüce bir vazife de bilmiyoruz. Biz, hepimiz O’nun varlığının gölgeleri, O ise, her şeyin menbaı ve merciidir.

Yerden suları fışkırtan ve cömertliğinden çeşmeler akıtan; güneşe ışıktan kemer bağlayan ve hararetten onun başına taç koyan; toprağı rengârenk çiçeklerle süsleyen ve zemine binbir formayı birden giydiren O’dur. Göklerin, yerin ve engin denizlerin varlığı O’ndandır. Bulutlar denizlerin gözüyle O’na bakmakta, denizler de bulutların diliyle O’nu anmaktadır. Toprağın içini binbir ızdırapla dolduran, mercanın ciğerini kızıl kana boyayan O’dur. Güneşler, O’nun kapıkulu; dünyalar da O’nun boynu tasmalı köleleridirler.