Allah’ın Zâtına Ait Tevhidi veya Tevhid-i Tamm

Hazreti Vacibü’l-Vücûd’un zâtına tahsis buyurduğu tevhide gelince; o, evvelâ enbiyâ, sonra da asfiyâya mahsus bir mazhariyettir.. ve bizim için böyle bir mârifet ve zevk ufkunu tam idrak edip duymak da imkânsız gibidir; zira o, Rabb’in, kendi rubûbiyetine şâyeste ve “Allah’tan başka ilâh bulunmadığına şahit bizzat Allah’tır… (Âl-i İmrân, /18), “Allah o ilâhtır ki kendisinden başka ilâh yoktur. Hayy’dır, Kayyûm’dur…” (Bakara, 255), “Allah’tır gerçek İlâh! O’ndan başka yoktur ilâh…” (Haşr, 22), “Muhakkak ki Benim gerçek İlâh. Benden başka yoktur ilâh. O hâlde sen de yalnız Bana ibadet et.” (Tâhâ, 14) gibi âyetlerle ifade buyurduğu “tevhid-i tâmm”ı erbâbının dupduru gönüllerine ifâzası ve onlara gönül dilleriyle bunu seslendirme imkânını bahşedip hususî bir tevhidle şereflendirmesi; şereflendirip o engin ihsanlarını, onların aczlerinin çehresinde daha bir derinleştirmesi, sonra da bu incelerden ince hususu, “Seni hakkıyla bilemedik ey Ma’ruf!.”, “Sana hakkıyla ibadet edemedik ey Mâ’bud!.”, “Ey her dilde meşkûr olan Allahım, Sana hakkıyla şükredemedik!.”, “Ey Mezkûr, Seni hakkıyla zikredemedik!.” gibi sözlerle bir mârifet mülâhazası, bir ibadet şuuru, bir acz u fakr tavrı, bir şevk u şükür iştiyakıyla ifade ettirmesi büyük bir mazhariyettir. Ve onlardan olmayanın da bunu kavraması mümkün değildir. Nasıl mümkün olabilir ki bu, hususî bir mevhibedir ve hangi şart-ı âdiye bina edilirse edilsin, Hazreti Vehhâb’ın bir atıyyesidir; O’nun atıyyelerini de ancak matıyyeleri yüklenir ve temsil eder.

Böyle bir tevhidi kâmil mânâda ancak enbiyâ-yı izâm ve asfiyâ-yı fihâm efendilerimiz duyup hissedebilirler; hissedebildiklerinin de ancak mezun oldukları miktarını fâş edebilirler. Asfiyâ o vadide her zaman at koşturur, kapalı motif ve sembollerle -hadlerinin elverdiği ölçüde- onu soluklamaya çalışır; daha gerilerdeki evliyâ ise, gerektiğinde onu kelâm-ı nefsiyle mırıldanır; ama bunların hepsi de, gereksiz yere hâl ve zevk ifşâsından fevkalâde sakınır, hattâ fâş etmeyi ulûhiyet haysiyetine karşı irtikap edilmiş bir hata sayar ve ağyâra sır vermiş olmadan ötürü tir tir titrerler.

Her halde böyle bir konuda, enbiyâ-yı izâmın mesajlarını yeterli bularak, mevzuu onların idrak ufkuna göre seslendirip itirafıyla hakikatin ilmini ve ehassü’l-havâssın tevhid telâkkisini Allah’a havale etmek en selâmetli yol olsa gerek.