ALACAKLAR ZEKÂT NİYETİYLE BAĞIŞLANABİLİR Mİ?

ALACAKLAR ZEKÂT NİYETİYLE BAĞIŞLANABİLİR Mİ?

Kişi, borcunu doğrudan zekât yerine sayamaz. Çünkü zekâtta niyet ve temlik (malı karşı tarafın mülkiyetine geçirme) şarttır. Alacağın zekât yerine sayılmasıyla bu iki şart da yerine gelmemiş olur.

Ancak alacaklı olan şahıs, zekât verirken kendisine borcu olan kimseyi tercih edebilir. Böyle yaparsa ödeme imkânına kavuşan borçlu da kendisine verilen zekâtla borcunu öder. Yani temlik ve temellük (sahiplenme) işi tamamlandıktan sonra biri zekât farizasını yerine getirmiş, diğeri de borcunu ödemiş olur.

ALACAKLAR ZEKÂT YERİNE SAYILABİLİR Mİ?

Burada dikkat edilmesi gereken birinci husus, bize borcu olan kimsenin fakir bir kişi olmasıdır. Veya zengin de olsa, borçlarını ödedikten sonra elinde kalan parası, nisap miktarına ulaşmayan (zekât veremeyecek durumda olan) bir kişi olmalıdır. Çünkü kendisine zekât verilecek olan yedi gurup insan Kur’an’da açıklanmıştır ki, fakirler ve borçlular da bu  sınıflar arasındadır. Aksi halde zengin olan veya borçlarını ödedikten sonra  elinde zengin sayılabilecek malı kalan kimseye zekât vermek caiz değildir.

Diğer taraftan kişi borcunu doğrudan zekât yerine sayamaz. Çünkü zekâtta  temlik (malı karşı tarafın mülkiyetine geçirme) şarttır. Ancak alacaklı olan şahıs, zekât verirken borçlu olanı tercih eder de ona vereyim derse, önce  zekâtını verme mükellefiyetini yerine getirir. Sonra da ödeme imkânına kavuşan  borçlu o zekâtla gelir borcunu öder. Yani temlik ve temellük (sahiplenme) işi  tamamlandıktan sonra biri zekât farizasını yerine getirmiş, diğeri de borcu  olan miktarı ödemiş olmaktadır.

Fakat alacaklı kişi, borçluya zekâtı verirken, onun kendisine olan borcunu  ödeme gibi bir şart ileri sürmemelidir. Şart koşmadan her iki taraf bunu niyet ederlerse verilen şey zekât sayıldığı gibi borç da kapanmış olur. Hatta borçlu  olan kimse alacaklıya  “benim durumum müsait değildir, bana zekât verirsen ben  senin borcunu kapatırım” dese, o da verirse yine caizdir. Çünkü şartlı olarak  verilmemiştir. Belki sadece bir teklif vaki olmuştur.

ALACAĞI, ZEKAT YERİNE SAYMAK CAİZ MİDİR?

Sorudan anlaşıldığı gibi meselenin iki ayrı yönü var. Bir; borçlu belki imkanlarının yetersizliğinden dolayı borcunu ödeyemiyor. Bu durumda alacaklı kişiye düşen şey, mürüvvetle hareket edip, borçluyu daha fazla sıkıntıya düşürmemektir. Borçlunun yapacağı şey de bir an önce borcu olan miktarı ödeyip kurtulmaktır.

Alacaklı olan şahıs, zekat verirken borçlu olanı tercih eder de ona vereyim derse önce zekatını verme mükellefiyetini yerine getirir. Sonra da ödeme imkanına kavuşan boçlu borcunu ödemiş olur. Yani temlik ve temellük işi tamamlandıktan sonra biri zekat farizasını yerine getirmiş, diğeri de borcu olan miktarı ödemiş olmaktadır.

Yanlız günümüzde bazıları temlik-temellükün şeklî bir şey olduğunu bu yüzden alacağını silmek ve borçluya bunu bildirmekle de, zekatın verilmiş olacağını söylemektedirler.

Bu şekil muamelede farklı neticeler de çıkabilir. Yukarıdaki şekliyle zekatını alacaklı olduğu şahsa veren kimse, ardından alacaklı olduğu miktarı talep edebilir. Bu çok normaldir. Ancak daha baştan “ben sana şu kadar zekat vereceğim, benim alacağımı öde” şeklindeki muamele ise, caiz olmakla birlikte bir yönüyle hileyi işmam ettiğinden yapılmaması gereken bir davranış olarak bakmak daha doğru olur.

Vermezse zorla alma meselesine gelince, bir kimse alacaklı olduğu kimsenin verme imkanı olduğunu anladığında onun peşine takılır, çarşı-pazarda onu takip eder, hatta gidip evine kapısının önünde oturabilir. Bütün bunlar alacaklının en tabii haklarıdır. Şayet belli bir miad almamışsa gidip elinden de alabilir. Ancak bunlar mürüvvetli insanın yapacağı şeyler değildir. Zira başta da ifade edildiği üzere esas olan borçluyu sıkıştırmadan, onu daha çok şıkışıklığa düşürmeden, alacaklı olduğu miktarı almaktır. Birincisi, insanın hakkı, ikincisi de, mürüvvet meselesidir. Yani illa da ben sıkıştıracağım diyen birisi gider zorla da olsa alacağını alır, ama mürüvvetli insan da kendine düşeni yapar.