Ahmet Cevdet Paşa ve Mecelle

Devletin dış baskılarla icra ettiği yeni kanunlar, ülkede birçok yeni gelişmenin miladı olacaktı. Mustafa Reşit Paşa, Şeyhülislamlık makamından şer’i kanunlarda kendisine danışmanlık yapmak üzere bir kişinin görevlendirilmesini istedi. Yapılan istişareler sonucu Paşa’nın huzuruna Ahmet Cevdet Efendi getirildi.

Ahmet Cevdet Paşa

Devlet ricalinin önemli isimleri Ahmet Cevdet’i ilk defa takdim sırasında gördüklerinde kısa süreli bir şok yaşadı; çünkü gelen kişi gencecik bir adamdı.

Bizzat Şeyhülislâm Sahip Molla Bey yaşadığı hayreti dönemin en güçlü kalemi Ahmet Mithat Efendi’ye şöyle nakledecekti;

Cevdet Paşayı o ilk görüşüm hiç hatırımdan çıkmaz. Öyle mühim mesele için gönderilmiş olan bir efendinin, pek genç olduğunu görünce hayret etmiş idik. Amma hâlâ gözümün önünden gitmeyen parlak mavi gözlerinden saçılan zekâ kıvılcımları bize meseleyi anlatmış idi.


Mustafa Reşit Paşa, liyakatli bir devlet adamın en mühim meziyeti olan doğru mesai arkadaşı seçme konusunda son derece ehliyet sahibi bir yöneticiydi.

Bu sebeple erkânının eleştirilerine aldırmadan Ahmet Cevdet Efendi’ye fırsat tanıdı.

Mustafa Reşit Paşa’nın bu teveccühü karşılıksız kalmamış ve Ahmet Cevdet Efendi kısa sürede Sadrazamın güvenini kazanmayı başarmıştı.

Reşit Paşa, artık Ahmet Cevdet Efendi’ye yalnızca şer’i konularda danışmıyor, bazı mühim devlet işlerini de tevdi ediyordu.

Genç bir ilim adamı olan Ahmet Cevdet’in ilk devlet görevi Bükreş’te bulunan Fuat Paşa’ya, Sadrazam Reşit Paşa’nın devlet sırrı ihtiva eden talimatnamesini götürmek oldu.

Bu görev Ahmet Cevdet Efendi’nin ilim erbabı kimliğini Ahmet Cevdet Paşa’ya çevirecek ilk resmi vazifesiydi.

Politikacı bir ilim adamı

Ahmet Cevdet’in devlet işlerinde aldığı vazifeler, onu Sultan Abdülmecid’e de yakınlaştırmıştı.

Bu yakınlığı kişisel menfaatleri yerine, Osmanlı kültür hayatında ilklere imza atmak için kullanmayı tercih eden Ahmet Cevdet Efendi, Sultanın güvenini kazanmıştı.

Ahmet Cevdet Efendi, kültür hayatını canlandırmak üzere yaptığı teşebbüsler sonuç vermiş ve bizzat Sultan Abdülmecid’in talimatıyla tarihimize ‘Encümen-i Daniş’ olarak geçecek müessesenin kurulmasını sağlamıştı.

Onun kültür hayatındaki hasbi gayretleri Sultan Abdülaziz döneminde Pertevniyal Valide Sultan’ın da dikkatini çekmiş ve genç ilim adamı Ahmet Cevdet Efendi’yi himayesine almayı sağlamıştı.

Ahmet Cevdet, bir ilim adamı olarak İstanbul kadılığı gibi mühim bir göreve getirilmişse de politikadaki pratik zekâsı her daim dikkatleri üzerine çekmesine neden oluyordu.

Bu hünerlerini yakından takip eden Hükümet, İşkodra’daki isyanı bastırmak üzere Ahmet Cevdet Efendi’yi bölgeye gönderdi.

Ahmet Cevdet, İşkodra’daki karışıklığı iki ay gibi kısa sürede gidererek tek bir kurşun atılmadan düzeni tesis etmesi İstanbul’da geniş yankı buldu.

Onun bu hünerleri, Bosna ve Kozan’daki isyanları bastırmak üzere de kullanıldı.

Ahmet Cevdet gittiği iki vilayette de sorunları silah kullanmadan uzlaşıyla halletmiş ve Sultan Abdülaziz’in takdirini kazanmıştı.

Hatta Sultan Abdülaziz bu yetenekli ilim adamını Şeyhülislam yapmak istemişti; ama askeriyedeki ıslahat çalışmalarında görev alan Ahmet Cevdet Efendi’nin vazifesinin ehemmiyetine binaen bu kararı ertelemişti.

Ahmet Cevdet Efendi’nin hünerleri onun İstanbul’da bazı kesimlerin nefretini kazanmasına sebep oldu.

Herkesin Şeyhülislam olmasını beklediği Ahmet Cevdet, ilmiye sınıfından alınarak devlet adamı yapıldı.

Artık Ahmet Cevdet Efendi değil, Ahmet Cevdet Paşa olmuştu. Terfi gibi görünen bu atama, ilme düşkünlüğü bilinen Ahmet Cevdet için cezadan farksızdı.

Oysa bu durum Ahmet Cevdet’in yükselişini engelleyemeyecekti. Ahmet Cevdet Paşa, hükümetlerin vazgeçilmez Nazırı (Bakan) olarak çok önemli başarılara imza atacaktı.

İlim, devlet adamlığı payesi ile birleşince

Ahmet Cevdet Paşa, İstanbul’dan uzaklaştırılsa da Halep gibi kritik bir vilayetin valisi olması devlet mekanizmasındaki tecrübe eksikliği sorununu giderdi.

İstanbul’a döndüğünde medeni kanun tartışmalarına dâhil oldu ve Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye Cemiyeti’nin kurulmasını sağladı. Bu cemiyetin Reisliğine de kendisi getirildi.

Lakin Ahmet Cevdet Paşa, henüz politik manevralar hakkında yeterli yeteneğe sahip değildi. Hasımları fazla zorlanmadan Paşa’yı tekrar İstanbul’dan uzaklaştırarak Bursa’ya vali olmasını sağladı.

Ahmet Cevdet Paşa’nın zoraki Valiliği sonrası Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye Cemiyeti istenilen başarıyı sağlayamaması üzerine Saray duruma müdahale etti ve Paşa’yı tekrar bu vazifeye getirdi.

Mecellenin hazırlanmasının yanında Maarif Nazırlığı ve Sadrazam vekilliği gibi kritik vazifeleri de üstlenen Ahmet Cevdet Paşa, hükümetle yaşadığı yeni bir anlaşmazlık sonrası tekrar İstanbul’dan uzaklaştırılarak Yanya Valiliğine atandı.

Yanya Valiliği görevi henüz yedinci ayını doldurmamışken tekrar İstanbul’a çağrılan Ahmet Cevdet Paşa, önce Maarif sonra da Adalet Nazırlığı vazifelerine getirildi.

1876 senesinde Mecelleyi tamamlayan Paşa, yeniden hükümetin hışmına uğramış ve bu kez Suriye Valiliğine gönderilmişti.

Sonraları Edhem Paşa gibi liyakat sahibi bir sadrazam hükümete gelir gelmez ilk icraatı Ahmet Cevdet Paşa’yı Suriye’den getirterek Dâhiliye Nazırı yapmak oldu; ancak Edhem Paşanın vezareti kısa sürdü.
 

ethem paşa.jpg

Edhem Paşa

Yeni hükümetin güçlü isimlerinden Ahmet Vefik Paşa’nın hışmına uğrayan Ahmet Cevdet tekrar Suriye’ye gönderildi.

Ahmet Cevdet Paşa’yı sürgüne gönderen hükümet, Ruslarla tarihe ’93 Harbi’ olarak geçecek savaşa girişmiş ve devleti yıkımın eşiğine getirmişti. Ahmet Cevdet bu hatayı şöyle eleştirecekti;

Rusya imparatoru muharebe kapısının açılmasını istemezdi. Midhat Paşa onu ilân-ı harbe mecbur etti. Müslüman ahâliyi heyecan ve velveleye salarak harbe hırslandıran odur. Sanki tüfengi o doldurdu. Dâmâd Mahmud Paşa üst tetiğe çıkardı. Redif Paşa ateş etti. Bu üç kişi devletin başını bu felâkete uğrattı. Şam-ı Şerif valiliği mübarek bir memuriyet imiş ki, gözüm İstanbul önlerinde Rusyaluları görmedi.

Bu gelişmeler yaşanırken Ahmet Cevdet Paşa’nın yıldızının bir türlü barışmadığı bir başka isim olan Mithat Paşa’nın İstanbul’dan uzaklaştırılması üzerine tekrar payitahta döndü ve Ticaret Nazırlığı vazifesini üstlendi.

İstanbul’da tekrar işler ters gitmek üzereyken Ahmet Cevdet Paşa’nın imdadına Sultan Abdülhamid yetişmiş ve eleştirilerin odağındaki Paşa’ya Nişan-ı Hümayun takdim etmesi; onun İstanbul’dan tekrar sürgün edilmesini engellemişti. Ahmet Cevdet Paşa vakayı şöyle nakledecekti;

4 Safer 1305 (21 Ekim 1887) Cuma günü saltanat arabasıyla ve muhtasar alayla Yıldız Sarayı Hümâyunu’na celbolunduk. Cuma namazından sonra mâbeyn dâiresinde tertib olunan Divan-ı Alî’de huzûr-ı hümâyuna kabul olunduk. Zât-ı Şâhâne fakire nişân-ı imtiyaz ihsan buyurdu. Kıyam üzere bulundukları halde nişân-ı hümâyunu ellerine alarak; ‘Pederime ve amcama güzel hizmet ettin. Benim zamanımda da hüsn-i hizmetin görüldü. Adliye işlerinde çok eserlerin var Bunları takdiren bu nişanı kendi elimle sana ta’lîk ediyorum’ diyerek nişân-ı hümâyunu bizzat ta’lîk buyurdu.

Bu sıralarda sadrâzam ve diğer bazı vükelâ aleyhimizde çalışıyorlardı. Onların çalışmalarına, bu teşrifat- ı seniyye güzel bir cevap oldu.
 

sultan abdülhamit.jpg

Sultan Abdülhamid

Tüm bunlara rağmen Ahmet Cevdet Paşa, sözünü sakınacak bir devlet adamı değildi. Kürt Ümerasından Muşlu Musa Bey’in siyaseten tasfiyesine karşı seyirci kalamayan Paşa’nın teşebbüsleri Sadrazam makamında bulunan Mehmet Kamil Paşa’nın hışmına uğramasına neden oldu.

Ahmet Cevdet Paşa olayı şöyle nakledecekti;

Kürt ümerâsından Muşlu Musa Bey aleyhinde Ermeni patrikhanesinin şikâyeti üzerine İngiliz sefareti kendisinin cezalandırılmasını istemişti. Musa Bey’in bir suçu sabit olmadığı halde patrikhane ve sefaret her nasıl olursa olsun Musa Bey mahkûm edilsin, diyerek türlü entrikalara teşebbüs ettiler Daima İngiliz politikasının hadimi olan Sadrâzam Kâmil Paşa dahi İngiliz elçisinden ziyade İngiliz olduğundan, bizi de bu yola hadim etmek istedi. Fakir ise onun zıddına gittik. Binâenaleyh birkaç aydan beri azlime çalışıyor, çare bulamıyordu.

Ahmet Cevdet Paşa’nın açık sözlülüğü

Ahmet Cevdet Paşa’nın açık sözlülüğü onun en büyük meziyetlerinden birisiydi. Siyasi hayatı boyunca hiçbir göreve talip olarak gelmemişse de vazife aldığında karşısındaki muhatabından sözünü sakınmamıştı.

Bu kişilerin zaman zaman sadrazam veya önemli devlet adamı olmaları Paşa’nın çok defa İstanbul’dan sürülmesine neden oluyordu. Sözgelimi Mithat Paşa ile yıldızı hiç barışmamıştı.

İddia edilen bir vakaya göre; Kanun-i Esasi’nin oluşturulması sırasında Cevdet Paşa’ya vazife verilmesinden rahatsız olan Mithat Paşa, Ahmet Cevdet’in yüzüne karşı “Senin Avrupa kanunlarına aklın ermez” sözlerine Ahmet Cevdet aynı sertlikte cevaben “Sizin akıl ve fazileti ayıracak ölçünüz, ancak on-on beş kelime Fransızca bilmeğe münhasırdır” sözleri Mithat Paşa tarafından asla unutulmamış ve affedilmemişti.
 

mithat paşa.jpeg

Mithat Paşa

Sadece Mithat Paşa değil; Fuat ve Ali Paşalar da Ahmet Cevdet Paşa’nın söz ve davranışlarından son derece rahatsızdı.

Onun taviz vermez kişiliği hayatını sürgünler ve vezaret arasında geçirmesine neden olacaktı.

Ahmet Cevdet bu yaşadıklarını şu beyitle dile getirecekti;

Yârin vefası yok dil-i ağyar kînecû
Cevdet azimet etmeli uzlet diyarına

Yani dostlarında vefanın eksik, düşmanlarının ise öç alma konusunda kararlı olduğunu dile getiren Cevdet Paşa, köşesine çekilip tüm vazifelerden uzaklaşmayı diliyordu.

Kaderin cilvesi oydu ki en büyük hasmı Mithat Paşa Sultan Abdülaziz’in ölümü ile suçlanmış ve kurulacak mahkemenin azalarından birisi olarak Ahmet Cevdet Paşa atanmıştı.

Oysa Mithat Paşa’nın bu karar sonrası Fransız Konsolosluğuna sığınması hasmı olmasına rağmen Ahmet Cevdet Paşa’yı yaralamıştı.

Mithat Paşa’ya bir mektup gönderen Ahmet Cevdet Paşa bu davranışın Mithat Paşa gibi büyük bir devlet adamına yakışmadığını şu sözlerle dile getirecekti;

İzmir’de Fransa devleti başkonsoloshânesine firar eylediğiniz hakkında resmî tebliğ vuku’ bulmamış olsaydı, kat’iyyen inanmazdım. Hele bana İstanbul’a ancak bir ecnebi gemisiyle gidebileceğiniz ve İstanbul’da da ancak büyükelçilerin taahhüdü altında bir mahkemede muhakeme edilmeyi kabul ettiğiniz hakkında yolladığınız haber, inanılacak gibi değildir Başka tedbirlere hacet bırakmadan derhal çıkarak teslim olmanızı rica ederim.

Mecelle ve Ahmet Cevdet Paşa

Bir medeni kanun olarak hazırlanan Mecelle kendi çağının en büyük hukuk reformuydu. Bu kanunlar Osmanlı dağıldıktan sonra da imparatorluk bakiyesi birçok ülkede uygulanmaya devam etmişti.

Bosna, Suriye, Irak ve Yemen gibi ülkeler Osmanlı sonrası bu kanunu uygulayan devletlerin başında geliyordu.

Güney Yemen’in 1992 yılında Mecelle’den vazgeçmesi üzerine bu medeni kanun resmen ortadan kalkmış oldu.

Ünlü düşünür Bernard Lewis Mecelle için şu ifadeleri kullanacaktı;

Ahmed Cevdet Paşa, Mecelle’nin hazırlanmasında önayak olmakla yalnız İslâm hukukuna değil, dünya hukuk hayatına da büyük bir hizmette bulunmuş, hem kendi adını hem de hazırladığı bu mükemmel eserin adını ebedîleştirmişdir.

Elbette Mecelleyi tek başına Ahmet Cevdet Paşa yazmamıştı; ama tashih dâhil en küçük ayrıntısına kadar her maddeyi elden geçiren son kişi oydu ve ne zaman siyasi oyunlarla kurulun başından alınmışsa Mecelle’nin yazımı durma noktasına gelmişti.

Ahmet Cevdet Paşa döneminin şartları içerisinde ihtiyaç duyulan hukuk reformuna Mecelle ile cevap vermiş önemli bir devlet adamıydı. Onun öne çıkan niteliği liyakat ve hakkaniyet sahibi olmasıydı.

Gerek Mecelleyi hazırlarken gerekse yöneticilik görevlerinde ‘Devlet Adamı’ olmanın gereklilikleri fazlasıyla yerine getirmişti.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s